Ötekileştirme terimini hep genel anlamda büyük toplum mühendisliği çalışmaları ile yapıldığını zannederdim. Zannederdim diyorum; çünkü fark eyledim ki bu içimize sirayet etmiş, ta ciğerimize kadar… Herkes birbirini ötekileştiriyor. Kendi gibi olmayan herkesi yaftalıyor, acımasızca eleştiriyor. Kahvede, otobüste, camide, okulda, sivil toplum örgütlerinde her yerde aynı terane.
Hayatımızın her alanını empatiden uzakta yaşıyoruz. Sadece kendi dünyamızda ve kendi belirlediğimiz çemberde yaşıyoruz. Bizim gibi olmayan herkesi öteliyoruz. Beğenmesek de durup incelemeye bile değer bulmuyoruz Aynaya bakmak lazım artık Her şey bizim etrafımızda dönmüyor; sadece bizim yaşadığımız veya doğduğumuz şehir yok. Başka yerler de var ve ülkemizin her yeri çok güzel. Sadece bizim dinlediğimiz müzik, şiir yok; .başka değerler de var. Onlarda da derinlikler olabilir; korkma, kır kabuğunu. Hayat sadece senden ibaret değil, çok geniş. Algı körlüklerimizi kırmak lazım. Çevrende senin dışında olmayanların hakkında bilgi sahibi olamazsan nasıl onları da kazanacaksın! Okuduğun ve yazdığın kitapların o zaman anlamsız olmaz mı? Bilmezsen onların düşünce dünyasına nasıl gireceksin. Ötelemek bize bir şey kazandırmaz. Çevremizi sarmış olan gözü dönmüş toplum mühendislerinin de istediği budur.
Birlik ve beraberliği üst noktada sağlamak elzemdir. Çünkü yok birbirimizden farkımız bu topraklar üzerinde. Artık bölgecilikten, özelikle hemşericilikten vazgeçme zamanı çoktan geçiyor. Bu davranış biçimi bütünü görmemizin önündeki en büyük engeldir. Bu bölgecilik ve hemşericilik, dar bölge milliyetçiliği, çevremizdeki insanların olumsuz karakterlerini görmemizi de engelliyor.
Aynı yolu beraber yürüdüğümüzü sandığımız insanlar, aslında bize sadece gidecekleri yere kadar eşlik ediyor'' Mark Twain
Ötekileştirmenin en yalın tanımı ‘‘Kendi özdeğerliliğini, başkasının farklılığını kötüleyerek ve kendini överek arttırma çabasıdır. Ayrımcılık suçunun işlenmesidir.’’olarak ifade edilebilir.
"Bizim çevremizi kuşatan güruhun dayatması olan bir şey yapamayacağımız söylemine izin vermeyiz; hatta kendimizin bile. Bir hayalimiz var, peşini bırakamayız; onu koruruz. İnsanlar, kendilerinin yapamadıkları şeyleri bizim de yapamayacağımızı söylerler. Bir şeyi istiyorsak peşini bırakmayız; gider alırız, o kadar .''
‘‘Sofradan en fazla payı alanlar, bize kanaatkâr olmayı öğretiyor. Karnını doyuranlar, açlara seslenip gelecek güzel günlerden bahsediyor. Ülkeyi uçuruma sürükleyenler, sıradan insan için ülke idare etmenin zor olduğundan dem vuruyor. Bertolt Brecht
Televizyonun bizi esir almasından, ötekileştirme zehrini kanımıza zerk etmesinden bir an önce kurtulmalıyız. Çünkü televizyon bu satranç oyunun en önemli taşı. Önce onu almalıyız; sonrası zaten mat.
Kanepenizde oturun, televizyonun beyninizi yıkamasına izin verin, ruhunuzu o salak yarışmalara satın ve bir şeyler tıkının. Tüm bunları yaptıktan sonra intihar edin. Trainspotting
Bizler tarihteki atalarımız gibi fırtına kuşuyuz. En ağır rüzgârda bile, rüzgâra karşı uçarız."
Çürüyen bir toplumda birbirini beğenmeyen insanlar, bizim gibiler tarafından yansıtılmalıdır. Eğer bu insanlar sosyal işlevi sayesinde inancı kırmak istiyorsa, bizim gibiler dünyayı değiştirebilirler. Bizim gibiler oyunun ne olduğunu göstermek zorundadır ve değişime yardım etmelidir.
Bizler gerçeği görmek için hazırlanıp, sonu nereye varırsa varsın, ucu kime dokunursa dokunsun, gerçekten madalyonun öteki yüzüne bakmak istiyoruz, yolun bir yerinde bu düzene kafa tuttuğumuzu fark edinceye kadar.
”Ve dünyada küçücük bir yere konulduk biz,
Sevgi ışınlarına dayanmayı öğrenelim diye.
Ve bu kara vücutlar ve bu güneş yanığı yüz,
Bir bulut ve gölgeli bir ormandır sadece.”
-William Blake
Düşündüklerimizi, anladıklarımızı, nereden geldiğimizi ve bundan sonra ne yapacağımızı daha derin araştırdıkça, bize ne kadar çok yalan söylendiğini göreceğiz.
İnsanın ruhu, vücudunun en bitkin parçasıdır. Ne zaman öleceğimizi bilmediğimiz için hayat sonu olmayan bir yolmuş gibi geliyor bize. Kendinden ne kadar uzaksan, aslında kendine o kadar yakınsın. Yeryüzünde sana en uzak nokta aslında sırtındır. Bazen büyük farklılıklar insanları bir birine daha da yakınlaştırır.(Film Repliği)